İçeriğe geç

Fahrenheit 451’in Bilimsel Perspektiften İncelemesi

Kitabın adı: Fahrenheit 451

Kitabın yazarı: Ray Bradbury

Kitabın sayfa sayısı: 202

Kitabın yayınevi: İthaki Yayıncılık- İstanbul- Ağustos 2018- 6. Baskı

Bazı kitaplar yazıldıkları dönemin zihniyetlerinden birer parçadırlar. Bu kitaplar yazıldıkları dönemdeki insan ilişkilerinin temel dinamiklerini, insanların yaşayış tarzlarını, toplumda bulunan sosyal sorunları okuyucuya yazarın gözleriyle aktarırken yazarın beklentilerini, endişelerini, korkularını da sayfalarında taşırlar. Ben Fahrenheit 451 ‘in de bu kitaplar arasına alınabileceği düşüncesindeyim.

Fahrenheit 451 Ray Bradbury tarafından 1953 yılında yazılmış distopya türünde bir kitaptır. Ray Bradbury‘nin bu kitabı yazmayı tasarladığı, yazmaya başladığı ve yazmayı tamamladığı zaman dilimi İspanya İç Savaşı’nı ve İkinci Dünya Savaşı’nı kapsamakla birlikte, Soğuk Savaş‘ın başlangıç dönemini de içermektedir. Bu dönemlerde diktatörlerin ve karizmatik liderlerin yükselmesi, bu liderlerin otoriter ve radikal tutumlar sergilemesi sonucu baskı altında kalan vatandaşları ve yine kitabın da aynı şekilde bu temel kaotik yapıya dayanması aslında bu kitabın gerçek dünyadan pek kopuk olmayıp, aksine Ray’in o dönemki olaylardan dolayı hissettiği endişeyi ve korkuyu anlatma istediğinden dolayı ortaya koyulmuş bir eser olduğunu göstermektedir.

Neil Gaiman kitaba bir giriş yaptığı sunuş bölümünde bir zamanlar devrim niteliğinde sayılan bir icat olan radyonun yerini televizyonun almaya başladığından, onun dünyamızda yarattığı değişikliklerden, insanlara sunduğu tüketim malzemelerinin yapısının değiştiğinden ve çeşitliliğinin arttığından bahsetmiştir. Yazarın da aslında korkusu o olacak ki televizyonların kitapların yerini alacağı, aynı zamanda televizyonlar özelinde teknolojik ilerlemenin ve kitle iletişim araçlarının insanları herhangi bir şekilde yönetmeye başlayacağı düşüncesini bu kitap ile birlikte somutlaştırmıştır.

Kitabın başkarakteri Montag’dır. Montag bir itfaiyecidir. Bu meslek ona babasından, babasına da onun babasından miras kalmıştır. Montag yaptığı işin doğruluğu hakkında şüphe duymaktadır çünkü daha önce herhangi bir çalışma alanı seçenek olarak ona sunulmamıştır. Ayrıca itfaiyecilerin yaptığı iş de hiç kolay değildir. Fahrenheit 451 evreninde itfaiyecilerin aslında günümüzün dünyasından çok farklı bir görevi vardır. Onlar yangını söndürmekle değil başlatmakla sorumlulardır. Şöyle ki Fahrenheit 451 evreninin Amerika’sında teknoloji ilerlemiş evler ateşe dayanıklı hale getirilmiştir, dolayısıyla itfaiyenin müdahale etmesini gerektirecek temel sorun ortadan kalkmıştır. Dönemin hükümeti ise itfaiyecileri evde bulundurulması dahi suç olan kitapları bulup yakmakla görevlendirmiştir.  Kitapların bu noktada suçlu bulunmasının sebebi de kitapların insanların mutlu olmasını engellemesi ve insanları anlaşmazlığa sürüklemesidir. Peki gerçekten kitaplar insanları mutsuzluğa mı sevk etmektedirler yoksa insanı mutsuz eden bu tüketim çılgınlığı mıdır?

Yukarıdaki soruyu cevaplamadan önce bahsetmem gereken bir şeyler olduğu düşüncesindeyim. Daha önce de söylediğim gibi bu kitap yazıldığı yıllardan izler taşımaktadır. 1945’li yıllardan sonra, yani İkinci Dünya Savaşı müttefik devletleri tarafından kazanıldıktan sonra dünyada iki alternatif ideoloji fikri ortaya çıkmıştır. Bu iki alternatif ideoloji dünyayı kutuplaşmaya itmiştir. Bunlardan birisi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği öncülüğündeki komünizm, diğeri ise Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki kapitalizmdir. Kitapta eleştirisi yapılan ideoloji genellikle kapitalizmdir çünkü Ray Bradbury o yıllarda Amerika’da yaşamaktadır ve giderek artan tüketim çılgınlığına bizzat tanık olmaktadır. Ray bu tüketim çılgınlığın oluşturduğu hız sonrası insanların kitaplara yönelik ilgilerinin, dijital ve teknolojik aygıtlara yönelmeye başladığını bu süreç içerisinde fazlasıyla gözlemlemiştir. Kitapta da pek çok noktada bundan bahsetmiştir.

Kapitalist sistem insanları daha fazla eğlenceye, daha fazla tüketime itmekte ve insanlar bu akıntıya kapılıp iradelerini kaybetmektedirler. Bahsettiğim bu akıntı aslında insanı pek çok açıdan tahrip etmektedir. Ahlaki yozlaşma belki de bunlar içerisinde en önemlisi olarak ele alınabilir (Dal, 2017, s. 2). Bauman tüketim toplumunun kişilerin “ötekine karşı sorumluluk” eğilimlerini “kendini şımartmayı hak ediyorsun” “bunu kendine borçlusun” şeklinde eğilimlerle değiştirdiğini söylemektedir (Bauman, 2014). Fahrenheit 451 evrenindeki insanların ben odaklı düşünme tarzı bunun en büyük kanıtıdır. Ayrıca kitabın pek çok kısmında karakterler sürekli alacakları duvarlardan bahsetmekte, televizyondaki programları aşırı derecede takip etmekte ve kendilerini mutlu etmek adına daha fazla tüketmektedirler. Buna rağmen mutlu olmak bir kenara, içinde bulundukları akıntıdan dolayı insanlar mutsuzluklarını dahi fark edememekte, bu ise intiharlar şeklinde problem olarak ortaya çıkmaktadır. Yine kitapta intiharlar için acil bir birim olması ve intiharlar karşısında insanların tamamen kayıtsız bir şekilde tıbbi tedaviye yönelmesi de bu problemin o çevre içerisinde ne kadar yaygın bir hale geldiğinin en büyük göstergesidir.

Kitapta hükümetin adının fazla geçmemesi, buna rağmen insanlar üzerinde baskı kuran bir otoritenin varlığının her daim hissettirilmesi bence önem teşkil etmektedir. Bu noktada modern devlet anlayışıyla da örtüşmektedir. Ayrıca hükümet koyduğu kurallarla insanların hayatlarını etkilemektedir fakat insanlar bu kuralları koyacak kişileri seçerken nitelik aramamaktadır aksine şekille ve görünüşle ilgilenmektedirler. Kitabın bir bölümünde Montag eşinin arkadaşları ile siyaset hakkında konuşurken bir kadın, başkan adayı hakkında şunları söylemiştir: “O pek etkileyici sayılmazdı değil mi? Biraz ufak tefek ve vasattı, ayrıca düzgün tıraş olmuyor saçını da çok iyi taramıyordu.” Bu noktada demokrasinin yozlaşmasından da bahsedebiliriz.

Fahrenheit 451 insanların yönetilmesi fikri açısından 1984 isimli distopya romanı ile de benzer nitelikler taşımaktadır. Radyoda sürekli duyulan, savaşla ilgili anonsların yüzeysel içerikte olması, görüntülerle oynanıp amaç doğrultusunda bir kamuoyu oluşturmaya çalışılması, halkın politik düzeyde ne olup bittiğini fark etmemesi ve kayıtsız bir şekilde her şeye inanmaya mecbur bırakılması 1984 romanında da görülmekle birlikte, hem kitle iletişim araçlarının insanları nasıl manipüle ettiğine hem de aslında teknolojinin bir kontrol mekanizması olarak nasıl kullanabileceği noktasında bizlere mesajlar vermektedir.

Kitabın akışına dönmem gerekirse… Montag diğer insanların yaptıklarının aksine sorgulamaya başladığı zaman aslında sistemden yavaş yavaş uzaklaşmıştır, hatta kopmuştur. Çünkü Montag sorgulamaktadır, sorgulamak bulunduğu sosyal çevrenin içerisinde yıllardır yoktur, bu da Montag’in sorunlu birisi olarak tanımlanmasına yol açmaktadır. Bu doğrultudan baktığımızda eleştirel teorisyenlerin kapitalizme yönelik suçlamaları karşımıza çıkacaktır. Kapitalizm kişiyi kendisi gibi düşünmemesi konusunda serbest bırakmaktadır ancak kişi kendisi gibi düşünmediği anda bulunduğu topluma artık yabancı konumundadır (Buz & İçağasıoğlu Çoban, 2008).            

Montag’in sorgulamaya başlaması da kitabın gidişatı açısından önemli bir olaydır. Clariss önce Montag’in çevresine karşı bir farkındalık oluşturmasını sağlamış geri kalan kısmında ise olanın önündeki sisleri kaldırıp olanı görmesine yardım etmiştir. Montag’i kesinlikle yargılamamış, zorlamamış, ona düşüncesini dikte etmeye çalışmamıştır. Seçim hakkı kendisinde olan Montag kendi kaderini sorgulama ve mücadele etme yönünde tayin etmiştir.

Kitabın bir bölümünde Clariss Montag’a şöyle söylüyor “Asosyalmişim, öyle diyorlar. Kaynaşamıyormuşum. Öyle tuhaf ki. Aslında çok sosyalimdir. Sosyalden ne kastettiğine bağlı tamamen değil mi? Bana göre sosyal olmak, seninle böyle bir şeyler hakkında konuşmak. Veya dünyanın ne tuhaf bir yer olduğundan bahsetmek. İnsanlarla olmak güzel. Ama bir grup insanı bir araya getirip konuşmalarına izin vermemek sosyallik değil bence; ya sence?” Sosyal kelimesi bizim dünyamızda aynı Clariss ’in ifade ettiği gibi değil mi? Peki ya Fahrenheit evreninde nasıl? Aslında normal ve anormal kavramına burada değinmemiz gerektiğini düşünüyorum. Clariss içinde bulunduğu topluma aykırı bir şey yapmaktadır. Fahrenheit 451 evreninde eşler dahi birbirleriyle doğru düzgün konuşmazken ve hatta birbirlerini bile sevmiyorlarken, Clariss insanlarla konuşmaktadır, düşünmektedir, hayatın tadını almaya çalışmaktadır. Bu içinde bulunduğu dünyanın felsefesine terstir. Clariss bunları yaparak toplumun normal çizgisinden çıkmakta uçlara doğru kaymaktadır. Peki bunun ona geri dönüşü nedir? Clariss artık o topluma ait birisi değildir, olması gerekenden farklı çok çok uçlarda gezinmektedir, kapı dışıdır, marjinaldir.

Ray kitabı yazalı neredeyse 65 yıl olmuş. Distopya kitapları birer öngörüdür, yazar gelecekte olacağını düşündüğü olumsuz şeyleri okuyucuya aktarır. İşte ben de kitabı bitirince şuna sevindim, iyi ki tamamen böyle olan bir dünyada yaşamıyoruz. Tamamen böyle olan dedim çünkü artık dünya hızla eksen değiştiriyor(ileride olma ihtimali yüksek).  Fahrenheit 451 eksenine doğru kayıyor yani. İnsanlar iki güne bir yeni modeli çıkan telefonlarının hep üst modelini alma peşindeler, sosyal medya insanı bir hız çemberine almış, insanlar okuyup sorgulamak yerine yalnızca internet üzerindeki yüzlerce bilgi kirliliğinin arasından hoşlarına giden düşünceleri alıyor ve onları tüketiyorlar, pek çok insan hep daha fazla ihtiyacı olduğunu düşündüğü için mutlu dahi olamıyorlar. Tüketim arzusu bize yeni dayatmalarda bulunurken sinsice bazı değerlerin ve gerekliliklerin de içini boşaltıyor. Son zamanlarda bundan en çok darbeyi de demokrasi ve sosyal devlet anlayışı yiyor diyebilirim. Metalaşmış insanların arasında modern anlayışın insancıl yüzü can çekişirken kapitalizm de git gide vahşileşiyor.

Eh, ben ne yapabilirim demedim, başkaları gibi bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler de demedim, uyanık olun dedim, sistemdeki bozuk çarkları size anlatmaya çalıştım. Benden bu kadar, düşünceyle kalın, esen kalın.

Kaynakça

Bauman, Z. (2014). Modernite, Kapitalizm Sosyalizm. (S. Köseoğlu, Dü., & F. D. Ergun, Çev.) Ankara.

Buz, S., & İçağasıoğlu Çoban, A. (2008, 4). Eleştirel Teori: Gelişimi Kabulleri ve Sosyal Hizmette Kullanımı. Toplum ve Sosyal Hizmet, 19(1).

Dal, N. E. (2017, 6 19). Tüketim Toplumu ve Tüketim Toplumuna Yöneltilen Eleştiriler Üzerine Bir Araştırma. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(10), 1-21.

Tarih:PsikolojiSanatSosyal HizmetSosyoloji