İçeriğe geç

Durul(a)mayan Bir Kafa

Kitabın adı: Durulmayan Bir Kafa

Kitabın yazarı: Kay Redfield JAMISON

Kitabın sayfa sayısı: 232

Yayınevi: Epsilon Yayıncılık- İstanbul- 2018- 1. Basım

Günümüzde psikolojik bozukluklar çok sık gündeme gelmektedir. Bu bozukların gündeme gelmesinin pek çok sebebi vardır. Bunlardan bazıları Sanayi Devrimi ile birlikte psikolojik bozuklukların tetikleyicilerinin artması, kentleşmeyle birlikte bu bozuklukların daha fazla görünür hale gelmesi olarak ifade edilebilir. Durulmayan Bir Kafa ’da günümüzün popüler psikolojik bozukluklardan olan manik-depresif yani bipolar bozukluk ele alınmaktadır. Bu kitabı alışılanın dışında bırakan ise bipolar hastasının bir psikiyatrist olmasıdır.

Kitap bir otobiyografi kitabıdır. Kay Redfield çocukluğunun önemli gördüğü ve bipolar olmasıyla ilişkilendirdiği kesitlerini okuyucuyla paylaşmaktadır. Bu noktada kitap, gerçekten kopuk olmadığı için hem meslek elemanları hem de bipolar tanısı konulmuş kişiler açısından önem teşkil etmektedir. Yazarın psikiyatrist olması hastalığa yönelik farklı bir içgörüyle bakmasını sağlamıştır. Bipolar bozukluğun yarattığı inişli ve çıkışlı ruh hallerinin yazar tarafından oldukça güzel bir şekilde betimlenmesinin asıl sebebinin bu olduğu düşüncesindeyim.

Yazar kitabın ilk kısımlarında çocukluğuna dair anılarını paylaşmaktadır. Bu kısımlarda çevrenin kendisini nasıl etkilediğini, çevresiyle yaşadığı çatışmaları ve kendisinin çevresini nasıl algıladığını okuyucuya hissettirmektedir. Örneğin; yazarın babası bir askerdir, yaşadıkları ortamda katı bir hiyerarşi vardır. Oysa babası onu hiyerarşiye aykırı bir biçimde yetiştirmiştir. Bu noktada yaşadığı uyum sorunları bize yazarın çocukluğu hakkında ipuçları vermektedir. Yine yazarın çocukluğunu hiyerarşik düzene uymakla geçirip daha sonraki zaman diliminde sivil bir ortama geçmeleri ikinci bir uyum problemi doğurmuştur. Burada görmekteyiz ki yazar anılarını paylaştığı kısımda aslında okuyucuyla yalnızca anılarını değil uyum problemleri, sorunlarıyla baş etme metotlarını, aile ilişkilerinin kendisini nasıl etkilediğini de paylaşmaktadır.

Bipolar bozukluğun en önemli etmeninin genetik olduğu uzmanlar tarafından kabul edilmektedir (Baytunca, Aydın, & Erermiş, 2014). Bu ifade göstermektedir ki aslında uyum sorunu, sorunlarıyla baş etme tarzı, aile ilişkileri yahut psiko-sosyal nitelikli herhangi bir şey bipolar bozukluk üzerinde öncelikli olarak etkili değildir. Yazar da bunu desteklemekte ve bipolar bozukluğun tedavisinin lityumdan geçtiğini ifade etmektedir. Benim görüşüme göre ise yazar burada Kindling fenomenini gözden kaçırmaktadır. Psiko-sosyal nitelikli sorunlar belki bipolar bozukluğun ortaya çıkmasında öncelikli etmen değildir fakat hastalığın ortaya çıkışının önemli bir tetikleyicisidir. Bu noktada yazarın psiko-sosyal etkenlerin üzerinde yeterince durmadığı kanaatindeyim.

Bipolar bozukluk manik ve depresif ataklarla süren bir duygudurum bozukluğudur. Mani döneminde kişiler genellikle grandiyöz tavırlar içerisindedirler. Aşırı bir özgüvene sahip olmaları ileride pişman olacakları şeylere kalkışmalarına zemin hazırlamaktadır. Çoğu bipolar hastası abartılı alışverişlerle, ağırlığının altından kalkamayacakları maddi bir yükün altına girmektedirler. Jamison ‘da manik dönemlerinde tam olarak bunları yaşamaktadır. Yazarın mani dönemindeyken eşinden ayrılması, alışveriş çılgınlıkları, intihara kalkışması aslında bunların kitapta olan bir yansımasıdır. Yazar tüm bu olayları anlatırken sık sık ailesi ve çevresi tarafından desteklendiğini ifade etmektedir. Bunun hastalığın yıkıcı etkileri sonrasında toparlanmasına yardımcı olduğunu da dile getirmektedir. Jamison ’un çevresi bipolar bozukluk hakkında oldukça bilinçlidir ve anlayışla karşılamaya çalışmaktadır. Bipolar bozukluk tanısı konulmuş kişilerin hastalığa uyumunu kolaylaştırmak adına meslek elemanının en önemli görevlerinden biri de psiko-eğitim olarak öne çıkmaktadır.

Jamison ’un bir psikiyatrist olmasına rağmen mani döneminde ilaç kullanmayı reddetmesi, çoğu zaman mani dönemini özlemesi ve mani dönemine yönelik hep bir arayışının olması aslında hastalığın kişiye olan etkisi hakkında okuyucuya önemli bir mesaj vermelidir. Bipolar bozukluğun ortaya çıkarabileceği biyolojik ve psiko-sosyal sorunlar hakkında oldukça bilgili, aktif olarak hastalığın tedavisinde rol almış bir kişinin bu hastalık karşısında çaresiz kalması aslında bu bozukluğu yaşayan kimselerin yaşadıklarının hiç de hafif olmadığını göstermektedir. Kitapta da görüldüğü gibi bipolar rahatsızlığı olan kimseler hastalığı kabul etme konusunda büyük problemler yaşamaktadırlar. Sosyal hizmet uzmanları bireysel görüşmeler ve grup çalışmalarıyla bipolar bozukluk tanısı konulmuş kimselerin hastalığa uyum sağlamasına yardımcı olabilmektedirler.

Kitapta dikkatimi çeken diğer bir nokta ise yazar her ne kadar ruh sağlığı alanında da çalışsa çevresindeki kişiler tarafından damgalanmaktan oldukça korkmaktadır. Aynı duyguyu David ’e bipolar bozukluğu olduğunu açıklarken de David ’in ailesi ile tanışırken de yaşamaktadır. Hatta kitapta sık sık “hekim olmamama ve bipolar olmama rağmen kliniğe kabul edildim” gibi ifadeler geçmektedir. Bunun göz ardı edilmemesi gereken bir şey olduğunu düşünmekteyim.

Psikiyatrik rahatsızlıklara karşı damgalanmalar günümüzde oldukça fazladır ve yanlış mitlerle birlikte de kalıp yargılar halini almaktadır. Bu noktada bu mitleri değiştirmek ve dönüştürmek de sosyal hizmet uzmanının görevlerinden birisi olacaktır. Sosyal hizmet uzmanları öncelikle damgalanmanın bireyler ve aileler üzerindeki etkilerini bilmeli ve buna yönelik duyguları açığa çıkarmalıdırlar. Daha sonra ise bulundukları ortamdan başlayarak insanları bilgilendirmeye başlamalıdırlar. Bu konuda bipolar bozukluğu olan kişiye ve aileye güçlendirme odağından yaklaşmak damgalanmalara karşı baş etme becerilerini artıracaktır. Sosyal beceri eğitimleri ile de kişinin benlik saygısının artırılması damgalanmaların yıkıcı etkisinin giderilmesinde yardımcı olacaktır (Attepe Özden, 2017).

Sosyal hizmet uzmanları bipolar hastalarla genellikle toplum ruh sağlığı merkezlerinde karşılaşmaktadırlar. Psikiyatrik hastalıklarla çalışan sosyal hizmet uzmanınınsa alana özgü bazı niteliklere sahip olması gerekir. Bipolar hastalar ile çalışılırken de oldukça önemli olan bu nitelikler bir makalede; iş birliği içinde çalışma, çeşitliliğe saygı duyma, etik ilkelere dayalı çalışma, eşitsizliğe karşı çıkma, iyileştirme, kişilerin ihtiyaçlarını ve güçlü yönlerini belirleme, hizmet kullanıcı odaklı hizmet verme, fark yaratma, güvenli ve olumlu risk almaya teşvik etme, kişisel gelişim ve öğrenme olarak kategorize edilmiştir (Oral & Tuncay, 2012).

Durulmayan Bir Kafa bipolar bir hastanın neler yaşadığını, hayata nasıl baktığını, neler hissettiğini anlatmaktadır. Bu yönden meslek elemanlarının hastalığa karşı daha derin bir farkındalık geliştirmesine yardımcı olacaktır. Diğer yandan, sosyal hizmet uzmanının kitap okumaya ilgisi olan bir bipolar hastasına bu kitabı önermesi yahut bu kitabı okuması konusunda ödevlendirmesi de hastanın kendisine yönelik farkındalığını artıracak, hastaya hastalığı kabul etmesi konusunda kolaylık sağlayacak ve aslında yalnız olmadığına dair bir mesaj da verecektir. Bu noktada kitabın meslek elemanlarına ve hastalara yönelik çok yönlü bir dokunuşunun olacağı düşüncesindeyim.

KAYNAKÇA

Attepe Özden, S. (2017). Psikiyatri Kliniğinde Sosyal Hizmet Uygulamaları. S. Attepe Özden, & E. Özcan (Dü) içinde, Tıbbi Sosyal Hizmet (s. 125-135). Ankara, Yenimahalle: Nobel.

Baytunca, M., Aydın, R., & Erermiş, S. (2014). Bipolar Bozukluğun Genetik Altyapısı. The Journal of Pediatric Research, 1(2), 49-53.

Oral, M., & Tuncay, T. (2012, Ekim). Ruh Sağlığı Alanında Sosyal Hizmet Uzmanlarının Rol Ve Sorumlulukları. Toplum ve Sosyal Hizmet, 23(2).

Tarih:GenelSanat