İçeriğe geç

Yaşlılık Evresinde Eş Kaybı

  Eşin ölümü her yaşta travmatiktir. Ancak ileri yaşlarda olma ihtimali daha yüksektir zira ölüm oranları bu yaş grubunda daha yüksektir. Geride kalan eş, çeşitli duygusal ve nesnel sorunlar ile karşılaşır. Geride kalan kişi sevgilisini, hayat arkadaşını kaybetmiştir. Hayatları daha çok iç içe geçtikçe kaybın derinliği daha çok hissedilir. Birçok evlilikte, ev işlerinin sorumluluğu kişiler arasında paylaşılmıştır. Geride kalan eş bazılarını yapmayı hiç öğrenmediği birçok görevi yerine getirmesi gerektiğini görür (Charles Zastrow, 2013).

Geride kalan eşin sosyal hayatı da değişir. İlk başta akrabalar, arkadaşlar ve komşular yalnız kalan eşe taziye ve duygusal destek vermeye koşarlar. Ancak zamanlar kendi yaşamlarına geri dönerler ve dul kalan kişi kendine yeni bir yaşam kurmak zorunda kalır. Arkadaşlar ve akrabalar, geride kalan eşin yasından ve kaybından konuşmasından sıkılabilir bunun sonucunda da duygusal ve nesnel yardımlarını çekebilir. Geride kalan eş, bakımı daha kolay olan küçük bir eve taşınabilir ve sosyal etkinliklere yalnız başına katılabilir. Bazı dullar görüşmelerden kendilerini çekebilir çünkü kendilerini diğer çiftlerin yanında fazlalık gibi hissedebilir. (Charles Zastrow, 2013, s. 331)

Yas Süreci

İnsanların çocukluktan ya da daha sonraları geliştirdikleri sevgiye ve güvene dayalı ilişkileri vardır. Mutlu ve mutsuz hissettiğimiz zamanlar bu derin bağlılıkları oluşturduğumuz kişilere gideriz. Ancak bu sevilen ve güven duyulan kişi kaybedildiğinde kaygı, keder ve üzüntü gibi yoğun olarak yaşanan duygular yas tepkileri olarak ortaya çıkar. Bu yas tepkileri sanki kendisinin bir parçası ölmüş hissine kapılmasına ve kişinin yaşamının bir anlamı olmadığını sıklıkla düşünmesine neden olur. Yas sürecinde çoğu zaman kişi hayatını boş ve yoksul hisseder (Zara, 2011).

Yaşamdaki her kaybı, yaşama dair yeni bir aydınlanma yeniden doğuşa dönüştürmenin, yeniden yapılandırmanın mümkün olabileceği düşünülmektedir. Her yitim içinde yeni bir enerjiyi barındırabilir. Sevilen bir kişinin ölümünün ardından insanoğlu soyut bağlamda kaybettiği ilişki bağını anlamak ve yeniden yapılandırmak üzere kendisini dinamik bir sürece teslim etmektedir. Kaybı yaşayan kişinin içgörü kazanmasına vesile olabilecek dinamik sürece yas denilmektedir. Yas, en somut kaybın ardından fiziksel, duygusal, bilişsel, davranışsal ve tinsel boyutta verilen tepkilerin tümünü içeren bir süreçtir. Bir başka deyimle, somut düzlemde kaybedilen enerjinin başka bir boyutta anlam bulması için geçen süre olarak nitelendirilmektedir (Genlik, 2012).

Yas süreci, sevilen birinin ardından her bireyin kendi öznel içselliğinde deneyimleyeceği çok özel bir süreçtir. Bu özel sürecin ne kadar süreceği ve bu süreçte meydana gelebilecek değişimler kişiye özgüdür. Ancak yasın doğasını etkileyebilecek bazı faktörler olduğu düşünülmektedir. Yas süreci kaybı yaşayan kişinin ölüm nedenine, yaşına, kaybı yaşayan kişinin kültürel normlarına ve dini inançlarına göre farklı şekillerde yaşanmaktadır (Genlik, 2012).

Sevilen birinin kaybının ardından gelişen doğal sürecin sonunda bireyler yeni bağlar ve ilişkiler yoluyla yaşamını yeniden yapılandırmalıdır. Böylelikle yas, büyüme ve gelişme için bir araç haline dönüşebilir. Buna karşın süreç tersine işlerse, yas süreci tamamlanamaz ve bireyin işlevselliğinde belirgin bozulmalar ile sonuçlanır (Bildik, 2013).

Burada yas süreci ile ilgili iki model sunulmuştur: Kübler-Ross (1969) modeli ve Westberg (1962) modeli. Bu modeller herhangi bir kayıptan sonra yaşanacak yasın anlaşılmasına yardımcı olacaklardır (Charles Zastrow, 2013, s. 339).

   Kübler-Ross Modeli

1. Evre Bir: İnkar

Bu evrede kendimize şöyle deriz: “ Bu olamaz. Bir yanlışlık olmalı. Bu gerçekten olmuyor.” İnkar, kaybın etkisine karşı yastık görevi gördüğü için sıklıkla işlevseldir.

2. Evre İki: Öfke

Bu evrede kendimize şöyle deriz: “Neden ben? Bu adil değil!” Örneğin, ölümcül bir hastalığa yakalananlar, kendilerinin yakında öleceğine ama başkalarının sağlıklı ve hayatta kalacağına içerlerler. Bu evrede, zaman zaman öfkenin hedefinde tanrı olabilir. Örneğin, ölümcül hasta adaletsizce ölüm dağıttığı için tanrıyı suçlar.

3. Evre Üç: Pazarlık

Bu evrede, kayıpları olan kişi kaybın hepsini veya bir kısmını geri döndürmek için pazarlık yapmaya çalışır. Örneğin ölümcül hastalar biraz daha zaman için tanrıyla pazarlığa oturabilir. Bir sene ya da bir ay daha yaşamanın karşılığında değerli bir şey yapmaya ya da daha iyi biri olmaya söz verirler. Kübler-Ross, bu aşamada ateist ya da agnostiklerin bile tanrıyla pazarlık yaptıklarını belirtir.

4. Evre Dört: Depresyon

Bu evrede kayıp yaşayan kişi kendine şöyle der: “Bu kayıp gerçek ve oldukça üzücü. Bu korkunç. Hayatıma nasıl devam edeceğim?”

5. Evre Beş: Kabullenme

Bu evrede kişi kaybını tamamen kabullenir. Geride kalanlar da kaybı kabul eder ve bu kayıpla baş edebilmek ve etkisini azaltmak için alternatifler arar (Charles Zastrow, 2013, s. 339).

    Westberg Modeli

Şok ve İnkar: Westberg modeline göre birçok insan trajik bir kayıp haberi aldığında bir şok halinde olurlar, hissizleşirler ve neredeyse duygularını kaybetmişlerdir. Duygusal acı normalin çok üstünde yoğunlukta olduğu zaman kişinin tepki sistemi “aşırı yükleme” yaşar ve geçici olarak “kapanır”. Kişi neredeyse hiçbir şey hissetmez ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davranır. Böylesi bir inkar trajik kaybın etkisini engellemenin bir yoludur.

Duyguların patlak vermesi: Kaybın gerçek olduğu anlaşıldığında kişi acısını ağlayarak, bağırarak ya da iç çekerek ifade eder.

Öfke: Bir noktadan sonra kişi genelde öfke hisseder. Bu öfke kaybın sebebi olarak görülen tanrıya yönelik olabilir. Öfke kısmen kaybın adaletsiz olması ile ilişkili de olabilir. Eğer kayıp sevilen birinin ölümünü içeriyorsa ölen kişiye de “terk ettiği” için öfke yönelebilir.

Hastalık: Yas stres yarattığı için nezle, grip, ülser, tansiyon, baş ağrısı, ishal, kurdeşen ve uykusuzluk (insomnia) gibi stres sebepli hastalıklar görülmeye başlar.

Panik: Yas tutan kişi eskisi gibi hissetmediğini fark ettiği için panik yaşayabilir ve delireceğinden korkabilir. Kabuslar, kontrol edilemez gibi görünen istenmeyen duygular, fiziksel tepkiler ve günlük sorumluluklara odaklanmakta yaşanan güçlükler bu panik haline katkıda bulunur.

Suçluluk: Yas tutan kişi bu kayba sebep olacak bir şey yapmış olabileceği ya da bu kaybı engelleyecek hiçbir şey yapmadığı için kendisini suçlayabilir.

Depresyon ve Yalnızlık: Zaman zaman yas tutan kişi kaybından dolayı çok üzüntü yaşayabilir ve aynı zamanda tecrit ve yalnızlık da hissedebilir. Yas tutan kişi destek olmayan ya da durumu anlamayan kişilerden uzaklaşabilir.

Yeniden Başlamada Zorluklar: Yas tutan kişi hayatını tekrar kurmak için çaba sarf etmeye başladığında yeniden başlamanın zorlukları ile karşılaşır. Kişi geçmişe olan bağlarını bırakmakta direnebilir ve hatıralarına olan sadakati yeni ilgi ve aktiviteleri kovalamasına engel olabilir.

Umut: Zamanla kişinin hayatını tekrar kurma umudu geri döner ve büyümeye başlar.

Gerçekliği Doğrulama: Yas tutan kişi hayatını yeniden kurar ve hayatının kontrolünün elinde olduğu duygusuna tekrar kavuşur. Yeniden inşa edilen hayatı eskisi gibi değildir ve kaybın hatıraları hala aklındadır. Ancak yeniden inşa edilen bu hayat memnun edicidir. Yas tutan kişi hayatın devam ettiğinin farkına varır (Charles Zastrow, 2013, s. 339-341).

Yas Yönetimi Teorisinin Müracaatçıların Durumlarına Uygulanması

Çoğu insan bir ya da birden fazla kaybın yasını tutar –romantik bir ilişkinin bitimi, evcil hayvanın ölümü ya da sevilen birinin ölümü. Sosyal hizmet uzmanları yas yönetimi ve ölüm eğitimi konusunda çeşitli roller alabilirler: okullardaki, kiliselerde veya genel halka ulaşacak herhangi bir yerdeki eğitimlerde girişimci olabilirler. Çeşitli kuruluşlarda (bakımevleri, huzurevleri ve hastaneler gibi) birebir olarak ölümcül hastalarla ya da geride kalanlarla çalışacak bir danışman olabilirler (Charles Zastrow, 2013).

Hastaneler, bakımevleri, ruh sağlığı klinikleri ve okullar gibi kurumlarda yürütülen yas yönetimi gruplarında (geride kalanlar için olan yas grupları dahil) grup yöneticisi olabilirler. Yas tutan kişiler ya da ölüm ve ölmek hakkında gerçekçi olmayan düşünceleri olan insanları uygun kaynaklara ulaştıracak bir aracı olabilirler. Sosyal hizmet uzmanlarının bu rollerde etkin bir biçimde çalışabilmesi için kendi kaçınılmaz ölümleri ile barışık olmaları gerekir. Aynı zamanda ölümcül hastalarla ve geride kalanlarla ilişki kurabilmek için beceriler edinmeleri gerekir (Charles Zastrow, 2013).

SONUÇ

Sevilen birinin kaybı veya aileden birinin kaybının ardından yas süreci, birey hangi gelişimsel dönemi yaşıyor olursa olsun tek başına atlatılması güç olan bir süreçtir. Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir (Bildik, 2013).  Birey bu süreçte; davranışsal, bilişsel, duygusal, bedensel ve ruhsal bazı tepkiler vermektedir. Burada bireyin çevresi, birey için anlamlı olan kişiler ve ona destek sağlayacak olan uzman için önemli olan nokta; yaşlılık döneminin diğer sorunlarını bilmek, yas sürecini ve tepkilerini tanımak, yasın zaman ve emek gerektiren bir süreç olduğunu bilmektir.

Yaşlı bireyler, toplumda kırılgan adı verilen grupta yer almaktadır. Bununla bağlantılı olarak iyilik haline ulaşmada tüm toplum tarafından desteklenmeleri, haklarının gözetilmesi ve toplumun bir parçası olarak görülmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde bu kırılgan grup toplumsal izolasyon, depresyon ve diğer duygusal problemler gibi sorunları çok daha ağır şekilde yaşayacaktır.

Travma ve kaybın eşzamanlı olarak yarattığı ikili etki ile bireyin dünyayı algılama biçimi ve baş etme mekanizmaları ciddi oranda örselenir (Bildik, 2013).  Bu sebeple yas süreci içerisindeki yaşlının profesyonel olarak desteklenmesi, hem dönemin getirdiği sorunlar hem de yasla başa çıkmada bireyin sağlığı için oldukça elzemdir. Desteği verecek olan kişi; yaşlılık dönemini ve bu dönemin sorunlarını bilen, yas sürecinin getirdikleri ve götürdüklerinin bilincinde olan, bireyi iyilik haline ulaştırmada sorunu iyi anlayan, yapacağı müdahaleyi doğru seçen olmalıdır.

Özet olarak alanında eğitimini başarıyla tamamlamış, yetkin bir profesyonel olmalıdır. Dönem ve yas süreci için birden çok müdahale şekli öngörülebilmektedir. Bu müdahaleler hem ailesini hem de bireyi iyilik haline ulaştıracak şekilde sistematik bir şekilde planlanmalıdır. Süreç tamamlandığında birey için anlamlı değişiklikler ortaya koyulabilmesi için bu süreç içerisinde sabırlı ve istikrarlı olunmalıdır.

Sözü Geçen Çalışmalar

  • Bildik, T. (2013). Ölüm, Kayıp, Yas ve Patolojik Yas. Ege Tıp Dergisi, 223-229.
  • Charles Zastrow, K. K.-A. (2013). Eşin Ölümü. K. K.-A. Charles Zastrow içinde, İnsan Davranışı ve Sosyal Çevre II (s. 331). Nika Yayınevi.
  • Charles Zastrow, K. K.-A. (2013). Yas Yönetimi Teorisinin Müracaatçıların Durumlarına Uygulanması. İnsan Davranışı ve Sosyal Çevre II (s. 343). içinde Nika Yayınevi.
  • Genlik, Ö. (2012). Yas Süreci ve Yas Sürecindeki Kişilerin Depresyon ve Anksiyete Düzeylerinin İncelenmesi. 17. Yüksek Lisans Tezi, Arel Üniversitesi.
  • Zara, A. (2011). Kayıplar, Yas Tepkileri ve Yas Süreci. A. Zara içinde, Yaşadıkça Psikolojik Sorunlar ve Başa Çıkma Yolları (s. 74). İmge Kitabevi.
  •  
Tarih:GenelPsikolojiSosyal Hizmet