İçeriğe geç

Pandemi Sürecinde Yaşlı Bireyler

Sağlığın biyopsikososyal bütünlüğünü bir kez daha gözler önüne seren, bugüne kadar hiç böylesini deneyimlemediğimiz, koca bir belirsizlik ve kaygı dolu günlerden geçiyoruz. İnsanlığa gündelik streslerini, sorunlarını unutturan bu süreçte belki de çok uzun zamandır ilk kez tüm dünyayla aynı hisleri paylaşıyoruz. Belirsizlik, ölüm korkusu, kaygı, öfke, sinir, stres sanki el ele vermiş hepimizi yokluyor, direncimizi ölçüyorlar. Deneyimsiz olduğumuz bu durum karşısında çoğu zaman çaresiz, savunmasız hissediyoruz. Bir yandan da her şeye rağmen, sürecin getirdiği tüm olumsuz etkiler ile bir çeşit mücadele içerisindeyiz. Bu mücadelede kimimiz sevdiklerine tutunuyor, kimimiz kitaplara, kimimiz maneviyata sarılıyor ve bir şekilde her şeyin geçeceğine dair umudumuzu diri tutmaya çalışıyoruz.

Tam da burada baş etme stratejileri ile ilgili farklarımız ve hepimizin aynı oranda imkana, kaynağa sahip olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. Elbette süreç hepimizi fazlasıyla etkiliyor fakat daha öncesinde de sorunları ve ihtiyaçları olan dezavantajlı gruplar şüphesiz bu süreçte daha çok zorlanıyor. Pandeminin zorlu bir hayatı olan dezavantajlı gruplar üzerindeki olumsuz etkileri sürecin görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir başka boyutudur. Bu grupların psikososyal yönden her zamankinden daha fazla desteklenmesi öncelik devletin ve profesyonellerin olmak üzere tüm toplumun görevi olmalıdır. Umudunu diri tutmak için gerekli kaynaklara erişemeyen yahut kaynakları yeterli gelmeyen, mevcut sorunlarının üzerine pandemi sürecinin sorunlarının eklendiği dezavantajlı gruplardan birisi de bu yazıda detaylıca ele alınacak olan “yaşlı bireyler”dir.

Yaşlılık, döneme ait sorunların var olduğu, işlevlerde azalma görülen, birey açısından oldukça zorlu bir dönemdir. Geçmiş dönemlerin iç muhasebesinin yapıldığı bu dönemde birey aynı zamanda gerek yaşanmışlıkları üzerinden gerekse belirli bir olgunluğa erişen düşünce yapısıyla çevresindekilere yol gösterici olmaktadır. Hayatımız için attığımız önemli adımlarda bizlere bilgi ve tecrübeleriyle yol gösteren, içerisinde bulunduğumuz süreçte ise “risk grubu” olan yaşlı bireyler için bir şeyler yapma sırası şimdi bizlerdedir. Öncelikle dönemi anlama ve dönemsel sorunları saptamayla başlayarak, yaşlı bireylerin süreçteki durumunun çok daha net bir şekilde farkına varabiliriz. Öyleyse başlayalım.

 

Yaşlılık Dönemi Sorunları ve Pandemi Sürecinin Yaşlı Bireylere Olası Etkileri

Yaşlılık dönemi, henüz deneyimlememiş olsak dahi ailemizde veya sosyal çevremizdeki yaşlı bireyleri gözlemlediğimizde zorluklarını fark ettiğimiz, zaman zaman korktuğumuz, gelmesini istemediğimiz fakat hayatın akışında bir aksilik yaşamazsak mutlaka ulaşacağımız dönemdir. Şöyle bir baktığımızda bu dönemden geçen bireylerin kolayca fark edilen başlıca sorunları; yalnızlık, ölüm korkusu, sağlık sorunları, depresyon, yoksulluk vs. olarak basitçe sıralanabilir. Tüm bu sorunlar içerisinde yaşamını sürdüren yaşlıların, pandemi sürecinde Covid-19’un yaşlılığın mevcut sorunlarının daha da ağırlaşması olasıdır.

Yaşlılık döneminde karşılaşılan en önemli sorunlardan birisi yoksulluktur. Daha önceki dönemde aktif olarak çalışarak sağlanan gelirden yoksun kalınmaktadır bunun sonucunda yoksulluk sorunu ortaya çıkmaktadır. Yoksulluk için kişisel ya da yapısal sebepler ortaya atılsa da yaşlılardaki yoksulluğun en büyük nedeni sosyal güvenlik sistemindeki pürüzler buna bağlı olarak da gelir dağılımındaki adaletsizliklerdir. Yaşlı ve emekli aylıklarının yetersizliği de yoksulluğun boyutunu arttırmaktadır (Karadeniz ve Öztepe, 2013). Yoksulluk sorunuyla yüzleşmiş olan yaşlıların, pandemi süreci ülkelerin ekonomisini doğrudan etkileyeceğinden bu açıdan daha da zorlanacakları bir döneme girmeleri olasıdır.

Yaşlılık döneminde işlevlerinde azalma yaşayan bireylerin yaşlı olmaları nedeni ile sosyal yönden dışlanması birey üzerinde olumsuz bir etkiye yol açmaktır. Yoksulluk nedenli dışlanmalar ise yaşlı bireylerin hayatını daha zor bir hale getirmektedir. Yaşlılık döneminin sorunları üzerine eklenen bu dışlanma durumu beraberinde ayrımcılığa uğrama durumunu da getirmektedir. Bu olumsuzluklar, bireyin daha da yalnızlaşmasına ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olmaktadır (Türkan ve Sezer, 2017).Yalnız yaşayan ve yalnızlaşan yaşlıların pandemi sürecinden geçerken daha da izole bir yaşam sürdürmek zorunda kalması sebebiyle, psikolojik olarak oldukça zorlu bir dönemden geçtiğini tahmin etmek zor olmayacaktır. Ayrıca bu etki, covid-19 risk grubunda olan yaşlılarda ölüm korkusunu da daha fazla tetikleyecektir.

Geleneksel yapıya sahip toplumlarda erkeğin “evin direği”, “evin reisi” olarak adlandırılması, kadının toplumsal hayatta geri planda kalmasına sebep olmuştur. Bu nedenle kadın yaşlandığında veya dul kaldığında hayatını idame ettirmek için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale gelmiştir (Efe ve Aydemir, 2015). Hemen hemen her alanda ve her dönemde gördüğümüz toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin etkileri maalesef yaşlılık döneminde de karşımıza çıkacaktır. Hem yalnızlık hem de yoksulluk sorunu yaşayan yaşlı kadınlar, bu dönemde her ikisini de daha fazla hissedecektir.

 Bugün dünya düzenine şöyle bir baktığımızda yaşlıların çoğu zaman yok sayıldığını apaçık görmekteyiz. Pandemi sürecinde dahi yaşlılara “yaşatmaya değmeyen”, “sağlık hizmeti almasına gerek olmayan”, “maddi bir harcamadan kaçınılması gereken” gözüyle bakılmaktadır. Buna son birkaç güne bakıldığında; yatak ve yoğun bakım servisini doldurmamak için covid-19 pozitif yaşlı hastaların hastaneye kabul edilmemesi, huzurevlerinde ve bakımevlerinde yaşlıların test yapmaya dahi tenezzül edilmeden ölüme terk edilmesi gibi örnekler verilebilir. Oysa yaşam herkes için temel bir haktır. Bu süreçte yine yok sayılmışlıkla karşılaşan yaşlıların hayata devam etseler de depresyon, TSSB gibi pek çok sorunu daha ağır şekilde yaşamaları da muhtemeldir.

Yaşlılık dönemine ait sorunların buraya kadar ele alınandan daha da fazlası mevcuttur.  Toplumun geri kalanının yaşlılara ve sorunlarına bakarken göz ardı ettikleri “bir gün aynı dönemden geçecekleri gerçeği” sorunların bu kadar fazla olmasının belki de temel sebebidir. Bugün çözümlenmeyen sorunlar unutmamak lazım ki daha da büyüyecek ve çeşitlenecektir. Hem devletlerin hem de toplumun yaşlı bireyleri yük olarak görmekten ziyade,  kalan hayatlarını insan onuruna yakışır şekilde yaşamaları için bir şeyler yapması gerekmektedir. Tüm bunlar ve dahası göz önünde bulundurulduğunda, toplumdaki oranı azımsanmayacak ölçüde olan ve tecrübelerine her daim ihtiyaç duyduğumuz yaşlı bireylere hem profesyonellerin hem de bizlerin eşgüdümlü olarak; fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumada yardımcı olmanın, yalnız olmadıklarını göstermenin, destek olmanın, güçlü hissettirmenin, kaygılarını hafifletmenin belki de tam zamanıdır.

Sağlıklı ve güzel günlerin bir an önce gelmesi dileğiyle…

Kaynakça

Efe, A., & Aydemir, M. (2015). Yaşlı Kadın Olmak: Psiko-Sosyolojik Kuramlar Çerçevesinde Yaşlılık ve Kadın – Isparta Huzurevi Örneği. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1(34), 193-223.

Karadeniz, O., & Öztepe, N. D. (2013). Türkiye’de Yaşlı Yoksulluğu. Çalışma ve Toplum(3), 77-102.

Türkan, M., & Sezer, S. (2017). Yaşlı Yoksulluğunun Yarattığı Sosyal ve Psikolojik Sorunlar: Muğla Örneği. Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 4(4), 35-57.

Tarih:GenelPsikolojiSosyal Hizmet