İçeriğe geç

Yeme Bozuklukları

İnsan yaşamının devamlılığını sürdürülebilmesi için karşılanması gereken temel ihtiyaçların başında “beslenme”  gelmektedir. Günümüzde küreselleşmenin de bir sonucu olarak, her yaştan bireyi kapsayan ve farklı kültürlere ait beslenme alışkanlıkları ortaya çıkmıştır. Günlük yaşantımızda, vaktimizin büyük bir kısmını iş, okul, alışveriş, trafik, vb. alanlarda geçiriyoruz. Günün en verimli zamanlarını bu alanlarda harcadığımızı düşündüğümüzde; kendimize ait bilinçli beslenme farkındalığı oluşturamadığımızı görüyoruz. Bunun yanında, sosyal medya araçlarının kullanımının son yıllarda artış göstermesi ve bu araçlar yoluyla bireyler arasında güzellik anlayışının zaman içerisinde “beden ve kilo” algısına dönüştüğü görülmektedir. Bu durum, psikolojik bozukluklar arasında yer alan yeme bozukları konusunun göz ardı edilmemesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu konuda beslenme bozuklukları ve yeme bozuklukları kavramları birbiri ile karıştırılabilmektedir. Beslenme bozukluğu, bireyin günlük yaşam şartları içerisinde sağlıklı, yeterli, düzenli ve dengeli gıdalar tüketememesi ve bundan dolayı bazı sorunlar meydana gelmesidir. Beslenme sorunu ile karşılaştığımız zaman erken dönem de beslenme uzmanından destek almamız gerekir. Yeme bozuklarında ise, bireyin odağında sürekli olarak dış görünüş algısı ve vücut ağırlığı söz konusudur (Kermen, Kermen, Dinçer ve Muslu, 2019). “Yeme” bireyin yaşantısında önemli bir yer tutar ve fiziksel, ruhsal, sosyal yönden birçok etkileri görülür.

Yeme bozuklukları içerisinde, belki de en çok duyduğumuz “Anoreksiya Nevroza” da yoğun olarak kilo alma korkusu yaşanır. Birey, bedenini olduğundan farklı algılar ve sürekli olarak kilo kaybı yaşamak ister. Toplumda genellikle, çok fazla yeme davranışı (tıkanırcasına yeme) gerçekleştikten sonra bunu telafi edebilmek için kusma, müshil ilacı kullanma, ağır egzersiz gibi yöntemlerin uygulandığı olarak bilindiği yeme bozukluğu ise “Bulimiya Nevrozadır”. Anoreksiya ve Bulimiya bozuklukları genellikle birbirlerine benzetilmektedir. Fakat bu iki bozukluk arasındaki en büyük fark kilo kaybıdır.  Anoreksiyalı bireylerde kilo kaybı yaşanırken; Bulimiyalı bireylerde kilo kaybı yaşanmaz. “Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu” ise bireylerin aç olmamasına rağmen sürekli yeme isteği ile tekrarlanan tıkanırcasına yeme dönemlerinden oluşur. Bu bireyler Bulimiya da görüldüğü gibi telafi davranışları gerçekleştirmezler; tıkanırcasına yeme bozukluğu “obezite” ile ilişkilendirilebilir. Ancak her obez bireyinde tıkanırcasına yeme bozukluğu olduğunu söyleyemeyiz. Vücut kitle endeksi 30 üzerinde olan bireyler “obez” olarak sınıflandırılabilir ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre obezite, özellikle 21. Yüzyılda artış gösteren bir halk sağlığı sorunudur (Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği, 2018).

Yeme bozukları bireyi bütüncül olarak etkiler ve günlük yaşantısında güçlükler yaşamasına sebep olabilir. Yeme bozuklukları ile karşılaşıldığında, tıbbı ve psikolojik tedaviye erken dönemde başlanılırsa bu dönemin daha kolay ve sağlıklı atlatılması sağlanabilir. Özellikle günümüzde; kendimize özel zaman ayırıp bedenimizi dinlemeliyiz. Beslenme alışkanlıklarımızı, yeme davranışlarımızı gözden geçirmeliyiz. Kendi bedenimizi sevmeyi ve saygı duymayı öğrenmeliyiz. Unutmamız gerekir ki beden ve ruh sağlığımız bize, tartıda gördüğümüz sayılardan çok daha anlamlı ve özel bilgiler verir.

Bedeninizin farkına varın, sağlıkla kalın!

Kaynakça
Kermen, S., Kermen, U., Dinçer, F., & Muslu, M. (2019). Üniversite Öğrencilerinde Yeme Bozukluğu Riskinin Lojistik Regresyon İle Belirlenmesi. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 149-163.
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği. (2018). Obezite Tanı ve Tedavi Kılavuzu. Ankara: Bilimsel Araştırmalar Yayıncılık.

Tarih:GenelPsikoloji