İçeriğe geç

İnternetin Sahiden Karanlık Bir Yüzü Var Mı?

İnsanlığı en çok etkileyen olay veya olgu nedir? Tekerleğin icadı mı ateşin keşfi mi? Ya da kavimler göçü? Daha yakın zamana bakılırsa sanayi devrimi olabilir mi? Bana kalırsa şüpheye mahal vermeden tarım devrimidir.  Farklı topluluklarda farklı zamanlarda gelişen, insanların artık -eskisi kadar- avlanmasına veya toplayıcılık yapmasına gerek kalmamasına yol açan tarım devrimi… Tarım devriminden sonra birtakım -aslına bakarsanız çok daha fazla- değişimler yaşandı. Nüfus, yerleşik hayat, mülk edinme gibi konularda değişimlerin yanında; insanlar artık kendilerinden fiziksel olarak daha güçlü hayvanlar ile mücadele etmek için alet üretmek, stratejiler geliştirmek zorunda kalmadılar. Bir başka açıdan; avlanan veya toplayan insanlar, hayatta kalabilmek için günlerinin büyük bir kısmını tehlikeli bir gıda arayışı ile geçirirlerdi ya da bununla ilgili düşünürlerdi. Tarım devrimi ile insanların bu konuları artık bu kadar “düşünmesine” de gerek kalmadı. Yemek arayışı telaşı yerini iş bölümünün gelişmesine, toprak kavgalarına, yağmaya ve daha nice farklı yeniliğe bıraktı. Bakıldığında tarım devrimine pek çok yönden benzetilebilecek bir olgu ile insanlık yakın zamanda karşılaştı: internetin yaygınlaşması. İnternetin icadı demeyeceğim zira internetin icadı bu yazıda yer vereceğimiz bağımlılık konusundan oldukça uzak. “İnternetin yaygınlaşması”nı kullanmamızın sebebi ise tahmin edileceği üzere cebimizde bile artık onu taşıyor olmamız.

Tarım devriminin şüphesiz en büyük getirisi gıdaya eskisinden daha az tehlike ile daha kolay ulaşabilmek oldu. Benzer olarak internetin yaygınlaşmasının en büyük getirisi de bir şeylerin kolaylaşması oldu. Ancak okuduğunuz pek çok metindeki gibi “internet bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı” savından -ki internetin yaygınlaşması doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı mı tartışılır- yola çıkmayacağım. Evet, bu yazıyı okurken içtiğiniz zencefil çayının faydalarına ve zararlarına -zencefil çayı satan aktarların reklamlarını aşabilirseniz- bir tık ile ulaşabildiğinizi biliyorum. Ya da 21. yüzyılın bilgi çağı olduğunu. Anlatmak istediğim ise internetin yaygınlaşmasının, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmaktan çok daha ciddi bir mesele olarak “sosyal”i etkilediği. Değiştirdi demiyorum, etkiledi diyorum çünkü “sosyal”i değiştirmek öyle birkaç milyoncuk sitenin yer aldığı sınırsız etkileşimin olduğu bir ağın başarabileceği bir şey değil. Bu etkiye ergenlerden hareketle bir örnek vermek isterim. Bildiğimiz üzere ergenlik; kimlik oluşumu, özerklik, arkadaşlık, akran ilişkilerinin gelişimi, popülerlik, kabul görme gibi pek çok psikososyal meselenin içinde bulunduğu bir dönem. Peki günümüzde neredeyse tüm ergenlerin sosyal medya kullandığını bilerek; bu mefhumlarda bir değişiklik söz konusu mu? Ergenler artık özerklik, kimlik veya popülarite aramıyor mu? Hayır, tabii ki arıyor. Arayışın kendisinde yani sosyalleşmede bir değişim değil, onun aracında bir değişim söz konusu. Eskiden ahizeli telefonlarda saatlerce birbiri ile konuşan ergenler artık bu işi WhatsApp üzerinden gerçekleştirmekte. Ya da okulun en popüler kızı/oğlanı unvanını almak için Instagram’daki takipçi sayısı devreye girmekte. Bu örneklerden de anlaşıldığı üzere bir sürü hayvanı olan biz insanlar, artık sosyalleşme ihtiyacımızın bir kısmını Instagram, Twitter, Facebook gibi sosyal medya kanallarından gideriyoruz. Peki bu etkiden, eğlence ve boş zaman değerlendirme faaliyetleri de nasibini almadı mı?

İnternetin yaygınlaşması; beraberinde Youtube gibi herkesin içerik hazırlayıp paylaşabildiği, Twitch gibi isteyenlerin canlı yayınlarıyla kitlesine hitap edebildiği platformları doğurdu. Dolayısıyla televizyon, radyo kanalları gibi çıkabilmek için bin meşakkat gerektiren organlara ilgi azaldı. Ancak değineceğim konu bu değil, kişilerin izleyici veya dinleyici olarak bulunduğu pozisyondan ziyade aktif olarak rol aldığı oyunlar! İnternetin yaygınlaşmasından önce de bilgisayar, konsol oyunları ve bir oyuncu kitlesi vardı. Ancak bu oyunların neredeyse tamamı belli bir oynanış saatinden sonra bitiyordu. Örneğin kişi oyunun başında 20 saat geçirdikten sonra yapabileceği bir şey kalmıyor, yine “gerçek” hayata dönüyordu. İnternetin yaygınlaşması ile dünyada MMO türü olarak bilinen devasa çok oyunculu çevrimiçi oyunlar ortaya çıktı. Ülkemizde ise internet kafelerin açılmaya başladığı yıllarda bu oyunlardan Ultima Online kendini gösterdi. Ardından -yabancı kaynaklarda sıkça göreceğiniz, dünyanın en çok oyuncuya sahip MMO oyunu- World of Warcraft dünyayı sallamaya başlasa da aylık ücret ile oynanabilir olduğundan ülkemizde bu etkiyi yaratmadı. 2006 ve sonrasında ise Knight Online ve Metin2 -hani bir zamanlar internet kafelerde 18 yaş altına yasaklanan oyun- gibi oyunlar gündemdeydi. O dönemlerde bu oyunlara kendini kaptırmış kişilerden bazıları şimdilerde evlenmiş, yuva kurmuş durumdalar. Kendileri ile ne zaman diyaloğa girecek olsam “o oyun hayatımı kaydırdı”, “o oyunu oynamasaydım şimdi daha iyi yerlerde olurdum” temalı sözlerini duyuyorum. Tarım devrimi insanlığa birçok olumlu katkı sağladı, bir o kadar da olumsuz. Peki internetin yaygınlaşmasının sadece olumlu yanları mı olacaktı?

İnternetin; sosyalleşme, bilgiye ulaşma, eğlence ve boş zaman aktivitelerinde değişim getirdiğini söylemiştim. Elbette bu konulardaki sorunlar da değişime uğrayarak internet aracılığıyla görünmeye başladı. Ancak bu durum bebek patlaması kuşağından yazarların “İşte İnternetin Karanlık Yüzü” başlıklı yazılarının içeriklerinden çok daha farklı. Bu yazının akışı; oyun bağımlılığı çerçevesinde şekillenecek de olsa daha genel ve ortak bir temele sahip olduğundan insanların neden ekrana bağımlısı olduğuna da kısaca değinmek istiyorum. Kısaca değinmek istiyorum çünkü nedeni oldukça kısa: “farklı onlarca nedenden dolayı ‘daha iyi’ bir dünya arayışı”. Yürümekte bir hayli zorluk çeken, günün en az 12 saatini ekran başında geçiren ortopedik engelli bir arkadaşıma nedenini sorduğumda verdiği cevap “daha iyi” bir dünya arayışı savıma örnek niteliğindeydi; “yürüyemediğimi onlara söylemedim, bilmiyorlar”. Dışlama ve ötekileştirmeden bir hayli sıkılmış olacak ki çevrenin onun üstüne vurduğu damgadan kurtulmak için “daha iyi” dünyasına, diğer yüzlerce oyuncuya liderlik edebildiği, hiçbir engeli olmaksızın yürüyebildiği dünyasına bağımlı olmuştu. Bu spesifik örneğin yanında daha yaygın bir örnek vererek yazıyı, yazmaya başlarken hedeflediğim “ebeveyn tutumu ve oyun bağımlılığı” yörüngesine getirmek istiyorum. Günde 12 saatini Counter Strike: GO -çok oyunculu birinci şahıs nişancı/savaş oyunu- oynayarak geçiren 18’li yaşlarında bir genci düşünün. Oynadığı ve kazandığı her rauntta rütbe atlayabilmek için terfi puanı almakta ve eğer şansı da yaver giderse gerçek para edebilecek -binlerce dolar olabilir- eşyalar kazanabilmekte. Bu ödül mekanizmasının içine hapsolmuş bir genç, birkaç saatte kurallarını öğrenebileceği, asla bitmeyecek ödüllerin olduğu ve en fazla 20 dakikasını harcayarak elde edebileceği başarısından feragat edip bir müzik aleti çalabilmek yahut bir spor dalında müsabık olabilmek için yıllarını harcar mı? Sınavlarda başarılı olabilmeleri için yarış atı misali yoğun tempolarda sürdüğümüz gençlerin kolayca takdir alabilecekleri, kabul görebilecekleri bir savaş klanı liderliğini tercih etmeleri sizce de mantıklı değil mi? Çocuklukta yeterince takdir edilmemiş, onaylanmamış bireylerin ilerleyen yıllarda bu onayı bir romantik ilişkide, arkadaşlıkta hatta bilgisayar oyunlarında arayabileceği bilinmekte. Ebeveynler olarak ise biz bu bulguların aksine; çocuğumuzu en son ne zaman bir başarısında veya girişiminde gönülden takdir ettik, destekledik? Sosyal hizmet bakış açısının gereği olarak şu soruyu da kendim dahil tüm toplumumuza sormak isterim; yeterince takdir görmeyen, sürekli tüm eforunu sarf etse de çevrenin beklediği başarıları elde edemeyen kişilerin asla bitmeyen ödüller ve başarımlarla dolu bilgisayar oyunlarının esiri olmaları beklenmez midir?

Takdir, onay eksikliği bir örnekten ibaret zira oyun bağımlılığının nedenini sadece takdir, onay mekanizmasına bağlamak elbette saçmalık olacaktır. Çocukken sınırlar ile ilgili sorunlar, yetişkinlikte ise iş kaybı veya bir yakının kaybı gibi durumlar da bağımlılığın ortaya çıkmasına neden olabilmekte. Spesifik nedenlerini ve özelliklerini buraya yazarak bitiremeyecek olduğumdan, yazıyı da bir hayli uzun tuttuğumdan dolayı ebeveynlere ve bakımverenlere “internetin karanlık yüzü”nün internetten dolayı değil, bizim orayı aydınlatamayışımızdan kaynaklandığını belirterek bir tavsiye ile bitirmek istemekteyim:

Çocuklarımızın ekran, oyun bağımlısı olmasının önüne geçmek için yapabileceğimiz tek şey; onların zorluklarda başka “daha iyi” bir dünyaya kaçmalarındansa halihazırda zorluklarla karşılaştıkları dünyayı daha iyi bir yere getirebilmelerini öğrenmeleri için gereken takdir, teşvik, olanaklar, destek ve daha nice etkili ebeveynlik becerileri ile yetişmelerini sağlamaktır. Ekran bağımlılığını önlemenin, iyileştirmekten daha kolay ve sancısız olduğunu hatırlatarak yetkin ekran kullanımlı sağlıklı günler dilerim!

Tarih:GenelPsikolojiSosyal Hizmet